Dokunmayı baştan icat ettik

Dokunmayı baştan icat ettik

10-16 Mayıs Manililer Haftası’nda çok dinlediğim ama daha evvel hiç yaşamadığım bir maniye tanık oluyorum: Dil maniyi... Köln’de, bir Fransız, bir Türk, bir Alman ve bir Hint dans figürlerimizi geliştirmeye

Demek ki bir seneyi daha geride vazgeçtik. Yeniden Manililer Haftası geldi. Bu sefer ülkemizdeki klişeleşmiş paylaşımları uzaktan izleyeceğim. Bir zaman evvel Sakatlar Haftası sınıyordu, bir ara da Özürlüler Haftası sınıyordu. Gerçeğinde ne dendiğinin bana göre hiçbir ehemmiyeti yok. Ne yaşadığımız ehemmiyetli. Umarım bu yıl her şey çok değişik olur. Dileğim bu.

Görme, duyma, ortopedik... En çok karşılaştığımız manili grupları bunlar. Fakat ben son günlerde değişik bir maniyle çaba ediyorum. Dil maniyi... Dinlerdim ama ama hiç yaşamamıştım. Geçen hafta bahsetmiştim, bir müddettir Köln’de, Rodenkirchen bölgesindeyim. Gerçeğinde aç kalmayacak ve gitmek istediğim yere erişecek seviyede İngilizcem var. Burada çok zorlanmıyorum. Yalnızca toplu taşımalarda İngilizce anons olmaması azıcık mesele yaratıyor, tüm anonslar Almanca. Gerçeğinde Köln çok kozmopolit bir şehir. Tabelalar da yalnızca Almanca. Google Lens ile okuttuğum zaman Almanca ifadeler dinliyorum. Yalnızca dönerciler Türkçe tabela yazıyor.

Kolumu, bacağımı, kafamı ya da nereden yakalamaları gerekirse oramı yakalayıp figürleri anlatıyorlar.

Dil maniyi yalnızca tabelalarla hudutlu değil. Bir dans projesi için buradayım. Koreografımız Fransızca konuşuyor. Bana eşlik eden bir Hint bir de Alman dansçı var. Bu dört dil İngilizceyle birleşiyor. Ancak dansla alakalı teknik terimlerin İngilizcesine dilimiz yetmiyor. Bu maniyi aşmak için beden dili gerek ama ben göremiyorum! ‘Aman Yaradanım, vakalar çığırından çıkacak’ derken dört adam değmeyi yine buluş ettik!

Koreograf evvel öteki iki dansçıya hareketleri gösteriyor, sonra ben onlara değerek ne yaptıklarını kavramaya çalışıyorum. Bu yetmeyince de onlar benim kolumu, bacağımı, kafamı ya da nereden yakalamaları gerekirse oramı yakalayıp yapmam gereken figürleri anlatıyor. Üstelik hangi ritimle bu hareketleri yapmam gerektiğini anlatmak zorunda kalıyorlar. Natürel bu yöntem sebebiyle gülmekten yerlere uyuduğumuz zamanlar da oluyor. Neyse ki günün sonunda istediğimizi ortaya çıkarıyoruz ve çok eğleniyoruz. Sesli düşündüğüm zamanlarda beni dinlemek zorunda kaldıkları için dostlarım 10 günde en az 20 Türkçe kelimi bildi. Herkes konuşulan o dört dilden bilebildiği kadar kelime bilmeye çalışıyor. Bu performansın içindeyken her duyu bir elmas kadar kıymetli hale geliyor, hatta paha biçilmez bir hal alıyor. Çok yorucu bir çalışma ama bu tecrübenin bir parçası olmaktan çok mutluyum.