Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabota!

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabota!

Yürümeyi bildikten hemen sonra tekvandoya başlıyor. Henüz ilkokulda kırmızı kuşak sahibi oluyor. İlk transfer öneriyi 10 yaşında geliyor ve bugün onu tanımamıza vesile olan işine giriş yapıyor:…

Bugün bale alanında medar-ı şerefimiz Tan Sağtürk, Ispartalı bir baba ile İstanbullu bir ailenin iki çocuğundan ilki olarak 1969 yılında İzmir’de doğuyor. Anne Yıldız Hanım da baba Okay Bey de Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’de yayıncılık yapıyor. İyi oldukları bir öbür alan da çaba sanatları. Yıldız Hanım’ın tekvandoda Türkiye şampiyonlukları var. Okay Bey ile ‘Türk çaba sanatı’nın büyümesi için ‘Batı Çarp Merkezi’ni kuruyorlar. Burada suratlarca arza yetiştiriyorlar. Tan Sağtürk, “Ben de o disiplinin içinden çıktım” diye başlıyor: “Yürümeye başladığım andan itibaren o dünyanın içindeydim. İlkokul beşte kırmızı kuşağa kadar yükselmiştim. Tüy siklette Türkiye şampiyonluğum var. Aralıksız yarışmalardaydık. Çalışmadığım zamansa caddede dostlarımlaydım.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaTan Sağtürk ile bale stüdyosunda, kırmızı kuşaklı, Türkiye tüy sıklet şampiyonu ‘minik tekvandocu’ senelerinden bugüne yolculuk yaptık...

HENÜZ 10 YAŞINDA İLK ÖNERİ

İlkokulu Fevzi Özakat Mektebi’nda tamamladı. Bu esnada ilk önerisini aldı. Devam ediyor: “Yıl 1980’di. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, bir çocuk programı için aralarında benim de olduğum bir grubu aldı. İzmir Konservatuvarı’ndan gelen Suna Şenel bize koreografiler hazırladı. Ben tekvando yaptığımdan imal hareket öğrenimine aşinaydı. Bu arada İzmir Devlet Konservatuvarı da 10 sene aradan sonra ilk kez talebe alacaktı. Suna Öğretmenim beni görüp aileme ‘Tan, kesinlikle bu imtihana girsin’ demiş. Ailem başta utangaç davrandıysa da sonra beni karşılarına alıp balenin ne olduğunu açıkladılar. Annemin anlattığı masalların hakikate dönüşmesi fikri usuma uyumuş. Daha 10 yaşımda ne istediğimi ortaya koyabilen bir çocukmuşum. İmtihana girdim, kazandım ve işimle buluşmuş oldum.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabota
YIL 1972: Türkiye’ye tekvandoyu getiren So se Cho ile...

HASTA OLMAYA DAHİ İZİN YOKTU

Buluşmuştu ama 10 yaşında karar verdiği bu iş dünyanın en güçlerinden biri olarak kabul edilen baleydi. Minik yaştan itibaren sıkı disiplin ve çalışma gerektiriyordu. Sağtürk anlatıyor: “Suna Öğretmen her şeye çok umursardı; iyi piyano çalmalısınız, iyi anekdota okumalısınız... İngilizce dahi cılız anekdotla olmamalıydı. Zorlandığım ve vazgeçmeyi düşündüğüm çok oldu. Neredeyse hasta olmaya dahi izin yoktu! Sovyetler Birliği’nin bölmeye başladığı yarıyıldı; Rus eğitmenler kazançtı. Onlar da tamamen çalışma endeksiyle çalışıyorlardı. Aralıksız “Rabota, rabota!’ derlerdi; başka bir deyişle ‘çalışmak, çalışmak, çalışmak…’ Hiç, ‘iyi’ demezlerdi. En aşırısı; ‘yönet eder…’ Aralıksızım ailemin dayanağıyla oldu.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 1973

REKABET DUYGUSU İNSANI ZİNDE MEBLAĞ

Peki bu güç şartlarda onu baleye bağlayan neydi? Şöyle cevaplıyor: “Balede aralıksız adrenalin çoğaldıran bir yarış hali vardır. Stüdyo içinde en yakın dostunuz sizin reelinde en büyük rakibinizdir. Bu rekabet duygusu insanı zinde meblağ. Perde açıldığı andan itibaren herkesin yapamadığını yapabiliyor olmak da çok bedelliydi… Ufakken, “Çevremizdeki insanlar yalnızca yürüyüp koşabiliyorlar!” diye takılırdık. Bunun dışında olmak imtiyazdı. Caddede daha süratli koşar, ağaca daha süratli tırmanırdık. İdollerimiz vardı; ünlü balet Rudolf Nureyev, Baryshnikov, ülkemizden Mehmet Balkan, Özkan Aslan ve bir hayli idol daha...”

Liseyi İzmir Konservatuvarı’nda tamamladıktan sonra kültür, sanatın beşiği Ankara’ya gitmeyi istiyorlardı. Sağtürk: “Sınıf dostlarım Cenk Karayel ve Hakan Odabaşı ile Karşıyaka’da denize doğru otururken karar verdik; yön Ankara Devlet Konservatuvarı! 1986’da Ankara’ya geldim. İzmir’den sonra mektep devasaydı. İnci Kurşunlu Öğretmenimizin bizleri yetiştirme gayretleri fantastikti. O kadar çok çalışıyorduk ki konservatuvarın dışına dahi çıkamıyorduk. Kaygısız koşulsuz, disiplinin ağır, sevginin yoğun olduğu bir sistemle yetiştik.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 1975

DOSTLARIM ‘YETER ÇAYKOVKSİ!’ TASAYI...

Sıkı disiplin dışında başka meseleler de varmış; açlık! Sağtürk, “Günde en az altı-yedi saat idman yapıyorduk. Yediğimiz yemekler yetmiyordu” diye anlatıyor: “Saçaklardaki güvercinlere musallat olmuşluğumuz dahi vardır! 10 yaşından itibaren bale dışında yaşamınız olmayınca dışarıdaki yaşamı tanımıyorsunuz. Öyle ki insanlarla irtibat kurmakta çok zorlanırdık. Yalnızca kendi işimizden bahsedince başka dostlarımız bunalır, ‘Yeter bale, yeter Çaykovski!’ derlerdi.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 1990: “Bir turne için Bolşoy’da...”
“Konservatuvarların yatılı kısımları kapatılmamalıydı zira yatılı kısmı olmazsa yalnız kuruldukları şehrin mektebine dönüşürler. İmtihanları kazanıp yatılı mektep olmadığından gelemeyen çok talebe var. Ayrıca konservatuvarlarımıza sanki alt yapı olan Millî Eğitim Bakanlığı kurs programlarına da destek artırılmalı.”

FRANSA’DA ‘DOĞUDAN DOĞAN GÜNEŞ’ YILLARI

Konservatuar mezuniyetinden sonra talebeleri bekleyen Devlet Opera ve Balesi’ne dansçı olarak girmekti. Ancak Sağtürk yurtdışına gitmek istiyordu zira; ‘minik ceviz kabuğunun nerede yüzebildiğini’ görmek istiyordu... Viyana Operası’nın imtihanına girdi. Suratlarca dansçının arasından seçilen iki bireyden biri oldu. Ancak kalbini çalan, bir turne sırasında Sağtürk’ü görüp ona sözleşme öneri eden Paris merkezli Robert Berthier idaresinde Fransız Genç Balesi oldu. Sağtürk, 1991’de Paris’e gitti. O günleri şöyle anlatıyor:

“Aldığım Rus tekniği başta ‘Fransız sistemi’nde mesele çıkardı. Yeni tekniği bilmeye çalışırken bize özgü duygusal yorum gücüyle sarihi kapatmaya çalıştım. Bir sene sonra Nancy’de, büyük balet Nureyev’in sığınması sırasında onun yanında olan, beyaz sıradan eser koreografilerinin en büyük adlarından Pierre Lacotte’nin direktörlük yaptığı Fransız Devlet Balesi’ne girdim. Hem Fransa’da hem başka ülkelerde turneler yaptık. Zamanın cumhurbaşkanı Jacques Chirac içinde bulunduğum bir grup ile ömür boyu sözleşme sağladı. Vize meselesini ortadan kaldırmak için Fransız vatandaşlığına geçirdi. Dansçılığımın yanı gizeme koreografi üzerine de çalışıyordum. Keza, medyada çok heveslendirici başlıklar atıldı. İkinci koreografim ‘Soude’ ile ‘Doğudan doğan güneş’ başlığı atıldı.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 1997

‘ÖMÜR BOYU’ SÖZLEŞMETAN İSTİFA VE YURDA DÖNÜŞ

Yedi sene Fransa’da kaldıktan sonra artık özlem dinlediği ülkesine dönme süresiydi. Sağtürk, “Fransa’da ekonomik kasvetlerden laf edilmeye başlanmıştı. Kültür sanat alanında eserlerin daha önceki canlılığını kaybetmeye başladığı bir yarıyıl başladı. Bütün de o yarıyıl ben daha yaratıcı işlerin peşindeydim. Bu işleri kendi ülkemde yapmak istedim. Oradakilerin ‘Bu bir çılgınlık’ demesine aldırmadan ömür boyu sözleşmetan istifa ederek 1997’de Türkiye’ye döndüm ve Sayın Yekta Kara’nın idaresindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne baş dansçı olarak girdim. Sevgili Hülya Aksular ile dans etmek benim için bir imtiyaz oldu. Ardından Türkiye’nin pek çok yerinde bu işi hoşlandırma, mektepler açma mücadelesi içine girdim. Bu sene Tan Sağtürk Yüksekokulları’nin 21. senesindeyiz. Trabzon’dan Antalya’ya, İzmir’den Bodrum’a pek çok yerde mektebimiz var. Ülkemizdeki bir hayli çocuk bu mekteplerde bale, dans ve müzik eğitimi görüyorlar. Özel kurs programcılığına çok daha önemsememiz gerekli. Konservatuvarlarımıza maharet kaynağı bu mektepler sayesinde oluşuyor.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 1998

‘AİLEDEN BİRİ GİBİ’

Size de ‘Tan Sağtürk’ yaşamımızda hep varmış gibi geliyor mu? Türkiye’de onu ilk ne zaman tanımıştık acaba? Sağtürk, “Bunu pek çok birey söylüyor” diye gülerek cevaplıyor: “Fransa’dan döndüğümde Atatürk Kültür Merkezi’de sahnelediğimiz Emrivaki ve Kuğu Gölü eserlerinin provasında basının alakası olmuştu. Daha evvel Fransa’da ülkemizdeki kanallarındaki haberlerden sonra dikkat toplayan bir genç sanatçı olarak usta kalmışım. Sanırım bu alaka onun devamıydı. ‘İkinci Bahar’ dizisiyle tanınırlığım arkasıydı ama ben odak noktasını hep reel işim olan baleden yana koydum. Caddede yürürken insanlar çevremi ‘Ünlü balet Tan Sağtürk’ olarak sarıyor. Bu gerçekten çok özel bir duygu...Türkiye beni ailesinin bir ferdi gibi özümsedi.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 2002: Ankara Devlet Opera ve Balesi Çocuk Balesi Şovu
“Anadolu’dan çıkan hikâyelerin biz sanatçıları etkilememesi imkânsız. Kıymetli arkadaşım Murat Karahan’ın sanat rejisörlüğünde oluşturulan ‘Troya ve Göbeklitepe-Mabedin Kederi gibi büyük prodüksiyonların muhteşem yansımaları oldu.”

BALE YAPANLARA DA ‘BİZİM ÇOCUKLAR’ DİYE BAKILMALI

Tan Sağtürk, “Çocuklarınızı kesinlikle elinizdeki imkânlara göre sanatla buluşturun” diyor: “Bale ve opera artık beynelmilel kavramlardır. İngiltere’de doğup yaygınlaşan futbolda Türk Ulusal ekibinin oyuncuları nasıl ‘Bizim çocuklar’ oluyorsa baleye de öyle bakılmalı. Atatürk Kültür Merkezi, yakında İstanbul seyircisiyle buluşacak. Evvel adından dolayı, sonra Türkiye’nin bir sanat konutu atmosferi oluşturmasıyla Taksim Alanı’nı çok hoşlaştıracağını düşünüyorum.”

Gençliğim böyle geçti: Rabota rabota rabotaYIL 2017: “Sevgili eşim Alona, kızım İsme ve oğlum Teo...”