Günümüzün Pablo Escobar'ı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu!

Günümüzün Pablo Escobar'ı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu!

Sıradan görünüşlü, sessiz, sakin davranışlı bir adam, nasıl dünyanın en büyük metamfetamin harekâtlarından birinin arkasındaki beyin haline geldi? İşte karşınızda 'günümüzün Pablo Escobar'ı diye nitelendirilen,

FBI casusu Mark Calnan, 6 yıldır takibinde olduğu uyuşturucu kartelinin lideriyle tanışınca büyük bir şaşkınlık yaşadı.

Ortadan ayrılmış saçları ve mütevazı giyim anlayışıyla Türk Standartları Enstitüsü Chi Lop, New York caddelerini eroine boğmuş çokuluslu bir harekâtın liderine benzemiyordu. Üstelik 12 Ağustos 1998'de Hong Kong'da hapsedilen ve sorgu odasına alınan adamın tavırları da hiç kartel lideri gibi değildi.

Bugün emekli bir casus olarak hayatına New Jersey'deki konutinde devam eden Calnan'a göre, bu cins şüpheliler gözaltına alındıklarında iki şekilde tepki gösterirdi. Daha münazaracı olan tipler uyuşturucu dünyasında hayatta kalmaları için olmazsa olmaz maçoluğa sarılırken, daha işbirlikçi olanlar sessiz kalmanın hapiste geçirecekleri süreyi uzatacağı endişesiyle konuşmaya başlardı.

Türk Standartları Enstitüsü bunların ikisini de yapmadı. Sakin, arkadaş canlısı davranışlar sergiledi ve Calnan kendisine Amerika Birleşik Devletleri'nin iadesini isteyeceğini söylediğinde bile sesini çıkarmadı. Yalnızca gülümsedi.

Calnan, CNN'e yaptığı açıklamada, "Çok etkileyiciydi" diye konuştu. "Çok değişikti."

MAPUSTAN ÇIKTI, MİLYAR DOLARLIK HAREKÂT KURDU

O senenin sonunda Türk Standartları Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletlerine iade edilmiş, New York'ta suçlanmış, ülkeye uyuşturucu sokma komplosu kurduğu yönündeki tek suçlamayı kabul etmiş ve 9 sene hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak Türk Standartları Enstitüsü'yi parmaklıklar arda yollayan yetkililerin, değişmiş bir adam olarak dışarı çıkacağı beklentileri boşa düştü.

Zira 20 sene içinde Türk Standartları Enstitüsü, dünyanın en büyük metamfetamin kartellerinden birinin lideri haline geldi. Kartelin senede 17 milyar dolar kazandığı tahmin ediliyordu. Türk Standartları Enstitüsü'nin ise kurduğu uyuşturucu imparatorluğunun gelirleriyle oldukça lüks bir hayat yaşadığı söyleniyordu. Ancak 2019'da yayımlanan bir habere kadar kamuoyunda kendisinin ismini ya da varlığını bilen neredeyse hiç kimse yoktu.

Türk Standartları Enstitüsü'nin bu konforlu gizliliği bu sene ocak ayında sona erdi. Türk Standartları Enstitüsü, hakkında 10 seneyi aşkın süredir bir soruşturma yürüten Avustralya Federal Polisi'nin talebi üzerinde Amsterdam'ın Schipol Beynelmilel Havalimanı'nda gözaltına alındı.

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu
Türk Standartları Enstitüsü Chi Lop'un arşivlerdeki nadir resimlerinden biri

AVUSTRALYA YARGILAMAK İSTİYOR

Biz zamanlar Calnan'ın karşısında sakin sakin oturan adam, şu an Asya'nın tarihindeki en büyük uyuşturucu ticareti harekâtı olarak görülen Sam Gor'un arkasındaki beyin olmakla yargılanıyor. Avustralyalı yetkililer metamfetamin ticaretiyle yargılanan Türk Standartları Enstitüsü'nin iadesini istiyor.

CNN'in avukatı aracılığıyla eriştiği Türk Standartları Enstitüsü, bu haber için görüş vermeyi reddetti. Haziran ayında yapılan iade mahkemesinde ise Hollandalı yargıca hakkındaki yargılamalardan masum olduğunu söyledi.

Bugün Avustralya savcılığı Türk Standartları Enstitüsü hakkındaki iddianameyi kuvvetlendirmek için çalışmaya devam ediyor. 21'inci asrın en galibiyetli metamfetamin çetelerinden birinin lideri kabul edilen Türk Standartları Enstitüsü'nin geçmişteki faaliyetleri, bugünkü yargılamaları kavramak için önemli ipuçları sağlıyor.

CNN de Türk Standartları Enstitüsü'nin ilk kartelini mercek altına aldı: Kartel Amerika Birleşik Devletleri'deki cezaevlerinde nasıl gelişip gelişti? Güvenlik eforlarinin işlemleriyle nasıl çökertildi? Çin'in güneyinde doğup gelişmiş dikkat sürüklemeyen bir adam, Appalachia Dağları'nın eteklerindeki bir hapishanedeyken milyarlarca dolarlık bir uyuşturucu imparatorluğunun temellerini nasıl attı?

NIXON'IN UYUŞTURUCUYA AÇTIĞI SAVAŞLA BAŞLADI

Türk Standartları Enstitüsü'nin Hong Kong'da gözaltına alınmasıyla sonuçlanan FBI soruşturması, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Başkan Richard Nixon döneminde uyuşturucuya karşı açtığı savaşın 20'nci senesinde Bronx caddelerinde başladı.

Cumhuriyetçiler'in "cinayet gibi bir uyuşturucu salgını" olarak nitelendirdiği dalgayı sonlandırmak isteyen hükümet, narkotik birimlerine büyük yatırım yapmış ve uyuşturucu kabahatlerine yönelik cezaları ağırlaştırmıştı. Ancak ne cezaların ağırlaşması ne de narkotik birimlerinin kuvvetlendirilmesi hedeflenen etkiyi yaratabildi.

1992 senesinde yayımlanan bir Beyaz Saray raporuna göre, Amerika Birleşik Devletlerinde eroin gittikçe ucuzluyor ve saflaşıyordu. Uyuşturucusunun kaynağı büyük oranda Güneydoğu Asya ülkeleriydi. Saflık seviyesi çok yüksek olduğundan en ufak miktarlar bile fazla doza neden olabiliyordu. Başta Amerika Birleşik Devletlerinde azami sayıda eroin bağımlısının bulunduğu New York City olmak üzere, neticeler çok ağırdı. Her sene binlerce kişi acil servislerde tedavi görüyor, yüzlercesi hayatını kaybediyordu.

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke olduBronx bölgesi ve Yankee Stadyumu

KİM BU SONNY?

O sene Calnan'a bir meslektaşından Bronx'ta satılan uyuşturucuyla ilgili kariyerini değiştirecek bir ihbar geldi. O yarıyılda Calnan, FBI'ın New York ofisinde kısaca C-25 olarak adlandırılan birimde görev yapıyordu. C-25'in emeli Asyalıların ve Asyalı Amerikalıların parçası olduğu organize kabahatlerle gayret etmekti. Özellikle de Güneydoğu Asya'dan Amerika Birleşik Devletlerine akan eroinle başa çıkmaya çalışıyorlardı.

İhbarda 183'üncü Sokak ile Walton'ın köşesine işaret ediliyordu. Calnan ve ekibi Yankee Stadyumu'ndan birkaç kilometre uzaktaki bu köşeyi izleyip şüphelileri tespit etmeye ve telefonları dinlemeye başladı. Takip esnasında sürekli aynı isim karşılarına çıkıyordu: Sonny.

Mesele şu ki birden fazla şüpheli Sonny vardı. Biri New Jersey'de yaşıyordu, diğeri ise Amerika Birleşik Devletleri'nin Kansas'taki cezaevi olan Leavenworth'te hapisteydi. New Jersey'deki Sonny, Malezyalı bir eroin satıcısıydı. Hapisteki Sonny ise eroin işini bir federal cezaevinden nasıl yürütebileceğini çözmüş bir işverendi.

FİDYE İÇİN KAÇIRILDI, BİR DAHA GÖREN OLMADI

1983 senesinde ılık bir güz günüydü. Saldırganlar Yim Ling'in New York, Kingston'da bulunan konutine sessizce girdiğinde, kadın her şeyden habersiz ailesinin çaykonutindeki işine gitmek üzere üzerini değiştiriyordu. Aniden biri arttan yanaşıp Yim'i anladı. Kadın kurtulmak için gayret etti ama polis kayıtlarına göre saldırgan bayıltıcı madde dökülmüş bir bezle Yim'in ağzını kapatıp kendinden geçmesine neden oldu.

Yetkililer Yim'in olay yerinde boğuşma sırasında hayatını kaybettiğini öne sürdü. Ancak kadının eşinden 200.000 dolar civarında fidye isteyen saldırganlar bu mevzuda asla bir şey söylemedi. Yim'in cesedi de asla bulunamadı.

Yetkililer Yim'in kaçırılmasıyla ilgili birçok kişi hakkında iddianameler hazırladı. Bunlardan biri de Yim'in ailesinin çaykonutinde çalışan 23 yaşındaki Yong Bing Gong'du. Gong ömür boyu hapis cezasına mahkûm edildi ve içeride "Sonny" olarak anılır oldu. Calnan'ın takibindeki Sonny de oydu.

"MELEK DEĞİLİM AMA…"

İlginç olan uyuşturucu ticareti yapanların cezalandırıldığı yerin, Gong'un ticaretinin merkezi olmasıydı.

CNN'e telefon, mektup ve e-posta aracılığıyla açıklamalar yapan Gong, eroin ticareti yargılamasıyla giydiği kararın detaylarıyla ilgili konuşmadı. Bununla birlikte Gong, hikayesinin bazı kısımlarını anlatmanın, adaletsiz bir biçimde uzun bulduğu cezasına dikkat çekeceğini umduğunu belirtti.

Gong, ömür boyu hapis cezasına sürüklerken, eroin ticaret nedeniyle bir defa daha suçlandı ve 27 sene mapusa mahkûm edildi. 40 senesini parmaklıklar arkasında geçiren Gong, bugün cemiyete borcunu ödediğine inanıyor ve "tanıdığı herkes tarafından unutulmuş halde çürüyüp can vermeye terk edilmemesi gerektiğini" söylüyor.

Gong CNN'e, "Melek olmadığımı biliyorum ama hâlâ insanım" ifadelerini kullandı.

12 YAŞINDA KABAHAT ÇETESİNE KATILDI

1960'ta Malezya'da doğan Gong, çocuk yaştan itibaren kabahate bulaştı. Babası Endonezya'da bir kereste şirketinin sahibiydi ve çoğu zaman konutinden uzakta yaşıyordu. Annesi ise altı çocuğa tek başına bakıyordu ve bu Gong'la fazla ilgilenebilecek vaziyette değildi. Bunlar Gong'un "kendini caddelere atmasına" neden oldu.

12 yaşında bir çeteye katıldı ve zamanla liderin sağ kolu konumuna yükseldi. 20 yaşına geldiğinde Malezya'da bir cezaevinde 2 senelik hapis cezasını çekiyordu. 1982'de özgür vazgeçildi ve Amerika Birleşik Devletlerine gitti.

Bir sene içinde Yim'in kaçırılmasıyla iletişimli olarak bu defa Amerika Birleşik Devletlerinde mapusa girdi.

Başlangıçta hapis cezasını sıkıcı bulmuştu. Günlerini renklendirmek için bir şeye ihtiyaç dinliyordu. Bir başka mahpusun yönlendirmesiyle eroin satışına başladı.

MENÜLER VE ÇİN RESTORANLARI

Renkli, konuşkan ve atılgan bir kişiliki vardı. Dolayısıyla çevresi çok genişti ve yeni müşteriler edinmek için cezaevi çok uygun bir zemindi. Diğer tutuklularla uyuşmalar yapıyor ardından cezaevinin telefon sistemi üzerinden dışarıdaki iletişimlerini organize ediyordu. Görüşmeler kayda alındığından herkes şifreli konuşuyordu.

Calnan'ın soruşturmasıyla Gong'un içerideki Sonny olduğu anlaşıldı. Gong Bronx'taki köşede satış yapan Porto Rikolu bir çeteye mülk tedarik ediyordu. Calnan'ın ekibi cezaevindeki telefon kayıtlarını kullanarak Gong'un şifresini kırmayı muvaffak oldu. Eroin için "menüler" satıcılar için ise "Çin restoranları" ifadesi kullanılıyordu. C-25'in elinde artık büyük bir dava vardı ve bu davanın bir ismi olması gerekiyordu. Sonny'nin bir hücre bloğunda olmasından hareketle "Sunblock" güneş kremi ismi seçildi.

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu
Uyuşturucu üretimi yapılan Altın Üçgen bölgesi

MÜLKLER ALTIN ÜÇGEN'DEN GELİYORDU

Gong'un sattığı eroinin Altın Üçgen olarak adlandırılan ve Tayland, Laos ve Myanmar'ın birleştiği yasasız bölgeden geldiği neredeyse kesindi. Bölgenin iklimi haşhaş üretimi için çok uygundu. Çevreyi tepelerle ve ormanlarla çevrili olduğundan güvenlik eforlari bölgeye erişemiyordu. Bu da bölgenin Myanmar tarafında baskın olan milislerin ve savaş ağalarının dünyanın en büyük eroin satıcıları haline gelmesini sağlıyordu.

Üretim 1960'larda arkasıydı ve bu gruplar haşhaşın laboratuvarda işlenerek morfin ve eroin gibi daha güçlü uyuşturuculara dönüştürülebileceğini fark etti. Süratli sihrime sonraki 20 senede de devam etti.

80'lerin sonuna gelindiğinde uyuşturucu oluk oluk Amerika Birleşik Devletlerine akıyordu. 1990 seneyi itibarıyla, ülkedeki eroinin yüzde 56'sı, New York'taki eroinin ise neredeyse yüzde 90'u Güneydoğu Asya'dan geliyordu. Yalnızca 5 sene evvel Amerika Birleşik Devletleri geneli için oran yüzde 14'tü.

Bu uyuşturucuyu Amerika Birleşik Devletlerine getirenlerin çoğu Çin asıllı Amerikalılar ve Kanadalılar ile Çin ve Tayland'ın kabahat örgütleriyle ilgili kişilerdi. Onlardan biri de Paul Kwok'tu.

CEZAEVİNDE ORTAKLIK KURDULAR

Duruşma kayıtlarına göre Kwok ile Gong'un yolları cezaevinde kesişti ancak Gong CNN'e yaptığı açıklamada ilk defa 1980'lerin başında New York'ta karşılaştıklarını söyledi.

Kanada yurttaşı olan Kwok, 1983 senesinde eroin ticareti kabahatiyle Amerika Birleşik Devletlerinde mapusa atıldı. Rastla yapıti Gong ile aynı yere denk geldiler ve kısa vakit içinde arkadaş ve iş ortağı oldular.

Kwok, koşullu tahliye ihtimülki yanaşınca bir Kanada cezaevine transfer edildi ve 1990'da özgür vazgeçildi. Kısa vakit içinde iletişimlerini kullanarak Kanada'ya uyuşturucu ithal etmeye başladı. O yarıyılda Kanada'nın hudut denetimleri Amerika Birleşik Devletlerine göre daha gevşekti. Kwok, Kanada'ya getirttiği uyuşturucuyu huduttan Amerika Birleşik Devletlerine sokuyordu. Amerika Birleşik Devletlerinde Gong cezaevinde kurduğu müşteri ağı sayesinde akdikeni buluyordu.

Bu kumpas gayet hoş işliyordu. 1994'ün başlarında Gong ve Kwok işleri o kadar geliştirmişti ki Amerika Birleşik Devletlerine daha büyük miktarda eroin sokmanın yollarını aramaya başladılar.

KWOK SİCİLYALILARLA ANLAŞTI

Kwok, Montreal'de bulunan Sicilya mafyasına müracaat etti. Sicilyalılar belli bir fiyat karşılığı Kwok'un uyuşturucusunu kendi mülkleriyle birlikte saklayıp Long Island'daki bir berber iş yerine götürmeyi kabul etti. Kwok'un adamları uyuşturucuyu buradan alıp Gong'un müşterilerine götürecekti.

FBI Sicilyalılarla olan irtibatı sarihe çıkarınca Sunblock Harekâtı da beynelmilel bir fava haline geldi. Calnan ve ekibi artık, birçok kabahat teşkilatının bir araya gelmesiyle oluşan küresel bir kartelin peşindeydi. Mücadeleler artırıldı, Gong'dan mülk alması için bir gizli casus görevlendirildi.

Eylül 1995 itibarıyla Sunblock'un elinde 10'dan fazla kişi hakkında iddianame hazırlamaya veya tutuklamaya yetecek kadar delil birikmişti. Kwok, Amerika Birleşik Devletleri ismine Kanada güvenlik eforlari tarafından yakalandı, hapishanedeki Gong için iddianame düzenlendi.

AİLESİNİ GÖZETMEK İÇİN İŞ BİRLİĞİNE RAZI OLDU

En azından başlangıçta ipler Kwok'un elinde gibi görünüyordu. O sebeple Calnan ve bir savcı, Kanada'ya giderek Kwok'la görüştü. Ancak Kwok'un konuşmasının oldukça tehlikeli olacağı hemen anlaşıldı. O gözaltına alındıktan kısa vakit sonra iki adam eşinin kapısını çalmış ve "Kwok iş birliği mi yapıyor?" diye sormuştu. Ardından kadına eşinin sessizliğini gözetmesi gerektiğini belirten tehdit telefonları gelmeye başladı.

Telefonların ardından bir grup tutuklu, kısa süreliğine güvenlik görevlileriyle birlikte gördükleri Kwok'a cezaevi banyosunda saldırıp kafasını duvara vurarak bayılmasına neden oldu. Kwok'un avukatı müvekkilinin iş birliği yapıyormuş gibi göründüğü için hedef olduğunu söyledi. Bunlara karşın Kwok riske girmeyi seçti. Cezasının olası olduğunca kısaltılması karşılığında bilgi vermeyi kabul etti. Böylece eşi ve ufak oğlunu koruyabilecekti.

Kwok ve bir sağ kolu FBI'a Asya'daki tedarikçilerinin ismini vermeyi kabul etti. Bu kişi saçları ortadan ayrılmış, giyim zevki olmayan 33 yaşında bir Çinli-Kanadalıydı ve ismi de evet, doğru tahmin ettiniz Türk Standartları Enstitüsü Chi Lop'tu.

"ONUN KADAR İYİ OLMAMIZ GEREKİYORDU"

Türk Standartları Enstitüsü, 25 Ekim 1963'te Çin'in güneyindeki Guangdong eyaletinde doğdu. Mao'nun Kültür Devrimi'nin sona ermesinin ardından ufalayan Kızıl Muhafızlar'ın bazı aboneleri "Büyük Millete Çocukları" isimli dağınık bir çete kurdu. Türk Standartları Enstitüsü de bu gruba katıldı.

1990'lara gelindiğinde Büyük Millete Çocukları, Altın Üçgen ile Kuzey Amerika arasındaki eroin ticaretinin büyük oyuncuları olmuşlardı. Para ödeyebilecek hemen herkesle uyuşmalar yapıyorlardı.

Sicilya mafyasıyla birlikte çalışma kararlarını Calnan oldukça etkileyici buldu. Zira onun tecrübelerine göre, Amerika Birleşik Devletleri'deki Asyalı çetelerin çoğu böyle ortaklıklar kurmuyordu. Türk Standartları Enstitüsü ise uyuşturucu ticaretine bir iş gözüyle bakıyor, yeni ortaklıkları değerli görüyordu. Ancak dikkati sürüklemeyecek kadar da usluydu.

Calnan, "İş birliğinden faydalandı, hudutları aştı. Alışılmamış bir manayla hareket ediyordu. Bizim de aynı şeyi yapmamız gerekiyordu yoksa onu asla yakalayamazdık. Onun kadar iyi olmamız gerekiyordu" diye konuştu.

HONG KONG'DA YAKALANDI

Kwok ve Gong'un 1995'te tutulmasının ardından Calnan'ın ve Sunblock ekibinin Türk Standartları Enstitüsü'ye ulaşabilmesi için üç sene daha geçmesi gerekti zira Türk Standartları Enstitüsü, Çin anakarasında yaşıyordu ve Pekin ile Washington arasında bir iade uyuşması bulunmuyordu.

FBI'ın eli kolu 1998'e kadar bağlı gibiydi. O tarihte Calnan'ın Kanadalı meslektaşına Türk Standartları Enstitüsü'nin Hong Kong'a seyahat edeceği haberi geldi. Türk Standartları Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri ile iade uyuşması olan bu yarı özerk Çin şehrinde tutulduğu takdirde, suçlanmak için New York'a gönderilebilirdi.

Calnan, kendisinin ve Kanadalı meslektaşının Hong Kong'a gönderilmesi mevzusunda FBI'ı ikna etmeyi muvaffak oldu ve 12 Ağustos'ta Türk Standartları Enstitüsü, ufak bir restoranda yemek yerken Hong Kong Emniyeti tarafından yakalandı. Birkaç ay içinde de Amerika Birleşik Devletlerine gönderildi.

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu
Türk Standartları Enstitüsü, son olarak Schiphol Havaalanı'nda yakalandı

Türk Standartları Enstitüsü DE İŞ BİRLİĞİNE RAZI OLDU

Davanın savcısı Ceci Scott'a göre, Türk Standartları Enstitüsü Amerika Birleşik Devletleri topraklarına ayak bastıktan sonra avukatı bir uyuşma sağlamak istediklerini ifade etti. Calnan ise Türk Standartları Enstitüsü'nin en yakın zamanda Kanada'ya gitmek için elinden geleni yaptığını düşünüyordu. Zira eşi ve 90'larda doğmuş olan iki çocuğu burada yaşıyordu. Üstelik çocuklarından birinin doğuştan gelen akciğer ve solunum problemleri vardı.

Türk Standartları Enstitüsü, cezasını eksiltmesine yetecek kadar bilgi vermeye hazırdı ama her şeyi de sarih etmek istemiyordu. Scott, "Bence bize her şeyi söylemediğinin farkında olduğumuzun o da farkındaydı" diye konuştu CNN'e. Ancak davranışları Scott'ı da etkilemişti: "'Yaradanım, hiç böyle gizeme dışı davranışları olan, bu kadar ayakları yere basan bir insan görmemiştim' diye düşündüğümü andırıyorum."

Nihayetinde Türk Standartları Enstitüsü savcılarla bir anlaşmaya vardı. Amerika Birleşik Devletlerine eroin ihraç etme yargılamasını kabul edecekti. Duruşmaya çıkmadığı için hapishanede geçirdiği vakit kısalacak, millete sarih kayıtlara geçecek bilgiler de hudutlandırılmış olacaktı.

MAPUSTA YENİ ORTAĞIYLA TANIŞTI

Eroin kartelinde Türk Standartları Enstitüsü'nin rolü bugün hala net değil. Kwok ve Gong'a ne kadar mülk sattığı, Kwok dışında bir müşterisi olup olmadığı da bilinmiyor. Kwok'un ailesine ve eski avukatına yapılan görüşme çağrıları da cevapsız kaldı.

Nihayetinde, Türk Standartları Enstitüsü, 26 Eylül 2000'de 9 sene hapis cezasına çarptırıldı ama bu cezanın yalnızca 6 senesini yattı. Hapishanede geçirdiği vakit hayatında yeni bir sayfa açılmasını ve Amerika Birleşik Devletleri'deki uyuşturucu satıcılarından da bir şeyler bilme fırsatını elde etmesini sağladı.

Türk Standartları Enstitüsü, bir sonraki ortağıyla da bu vesileyle tanıştı.

OHIO'DA BİR CEZAEVİ

Appalachia kırsalının yeşillikleri arasında yaptığı yolculuğun ardından, Türk Standartları Enstitüsü Ohio'nun Elkton şehrinde bulunan federal hapishaneye erişti. Elleri kelepçeli, ayakları ve beli zincirliydi.

Elkton güvenlik seviyesi düşük bir cezaevi. Bir tepenin üzerine kurulmuş olan binanın çevreyi dikenli telli duvarlarla çevrili. Böylece tutukluların çevretaki çam ağaçlarına tırmanıp kaçması önleniyor. Ancak çalışanların ve eski tutukluların dediğine göre, içerde güvenlik tedbirleri oldukça gevşek. Tutukluların önemli bir kısmını cezasının sonuna gelmiş ve özgür kalmaya hazırlanan, kararlılar oluşturuyor.

Türk Standartları Enstitüsü'nin Elkton'dan ayrıldığı 2006 senesinde burada cezasını sürüklemeye başlayan Charles King, CNN'e, "Daha evvel bulunduğum birçok cezaevinden çok değişik bir civardı" diye konuştu ve ekledi: "Kollarını iki yana açmış güzel geldin diyordu."

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu
2018'de Tayland'da yapılan bir uyuşturucu baskınında çay paketlerinde milyonlarca dolarlık metamfetamin ele geçirildi

"HEP TEBESSÜMEN TATLI BİR ADAMDI"

King'e ve diğerlerine göre içerisi güvenli bir üniversite yerleşkeyi gibiydi. Tutuklular yurt eşi beton zeminli binalarda kalıyor, banyoları ve sosyal alanları ortak kullanıyordu. Pespaye duvarlarla ayrılmış alanların her birinde 3-4 kişi kalıyordu.

Cezası belli olduktan 2 sene sonra, Türk Standartları Enstitüsü neredeyse bir kuruşunun bile olmadığını açıkladı ve temyiz ve ceza indirimi mahkemelerinin fiyatinden muafiyet istedi. Tam varlığının 500 dolar değerindeki giysileri ve ailesi ve akrabalarının gönderdiği 1000 dolar olduğunu öne sürmüştü ancak Amerika Birleşik Devletleri dışında bir varlığı olup olmadığı belli değildi.

Türk Standartları Enstitüsü'nin cezaevine alışması belki biraz zaman aldı ancak bunu çevresindekilere hiç yansıtmadı. Ben takma ismiyle CNN'e konuşan bir Elkton tutuklusu, Türk Standartları Enstitüsü'nin her zaman kocaman tebessümen "hayli tatlı bir adam" olduğunu söyledi.

Ben'e göre cezaevindeki diğer uyuşturucu satıcıları "büyük adam" olduklarını herkes bilsin istiyordu. Türk Standartları Enstitüsü ise aksine çok mütevazı davranıyor, şöhretinin ya da nüfuzunun çoğalmasını hiç önemsemiyordu.

ÇİN ASILLILAR BİRBİRİNİ BULDU

Türk Standartları Enstitüsü'nin kaldığı vakit süresince Elkton, 1500 tutukluya konut sahipliği yaptı. Bunlardan 20-30 tanesi Çin asıllıydı ve Kantonca konuşabiliyordu. Bunların biri Türk Standartları Enstitüsü, diğeri de Lee Chung Chak'tı.

Lee, 4 Temmuz 1994 tarihinde büyük bir eroin uyuşmasını yürütmek emeliyle Kanada hududundan Amerika Birleşik Devletlerine girmişti. Ancak FBI ortaklarının peşindeydi ve Lee de yakalandı.

Türk Standartları Enstitüsü ve Lee'nin Elkton'dan evvel tanışıp tanışmadıkları belli değil. Ancak Kantonca konuşan topluluğun parçası olmaları neticeyi burada birbirleriyle tanışmaları kaçınılmazdı. 2006'da ikisi de özgür vazgeçildi. Avustralyalı yetkililere göre, o tarihte aralarındaki ilişki birlikte iş yapabilecek kadar kuvvetliydi.

Türk Standartları Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri'li yetkililere çok pişman olduğunu ve hapisten çıkınca bir restoran açıp kabahatten uzak duracağını söylese de ikili gözlerini metamfetamin işine dikmişti.

SAM GOR 2010'DA HEYETTİ

Hapiste oldukları yarıyılda metamfetaminin Amerika Birleşik Devletleri'deki popülerliği çoğalmış, eroinden daha kârlı bir iş haline gelmişti. Üstelik kimyasallarla üretildiğinden, zirai verim düşüklüğü gibi meseleleri tasa etmeye de gerek yoktu.

Avustralyalı yetkililere göre 2010 senesine gelindiğinde Türk Standartları Enstitüsü ve Lee, polisin Sam Gor ismini verdiği karteli hayata geçirdi. Kantonca "üç numaralı erkek kardeş" anlamına gelen Sam Gor gerçeğinde Türk Standartları Enstitüsü'nin lakabıydı. Grubun aboneleri ise kendilerine "Şirket" ismini veriyordu.

Sam Gor'un para kazanmak emeliyle rekabeti vazgeçip eforlarini birleştiren değişik gruplardan oluştuğuna inanılıyor. Bu çetelerin Myanmar'ın polis girmeyen ormanlarında, yani Türk Standartları Enstitüsü'nin eroin kaynağında, fabrika büyüklüğündeki tesislerde sentetik uyuşturucu ürettiği öne sürülüyor.

Sam Gor'un stratejisi basitti: Bir ölçek ekonomisi oluşturmaya yetecek miktarda metamfetamin üretip birim başına mülkiyetleri düşürmek. Ardından piyasayı bu ucuz ve bağımlılık yapan uyuşturucuyla doldurup akan paranın keyfini sürmek.

Günümüzün Pablo Escobarı... FBI ajanı onunla tanışınca şoke oldu

MİLYARLARCA DOLARLIK PİYASA BEDELİ

Avustralyalı yetkililere göre, Sam Gor, Asya tarihinin en büyük uyuşturucu ticareti harekâtlarından biri haline geldi. 2019'daki değerinin 30-61 milyar dolar aralığında olduğu düşünülen bir pazar payına sahip olan Sam Gor'un faaliyetleri bugün de devam ediyor olabilir.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Kabahat Dairesi'nin UNODC Güneydoğu Asya ve Pasifik biriminin yöneticisi Jeremy Douglas, harekâtın insan mülkiyetinin "devirici" olduğunu belirtti. UNODC verilerine göre Endonezya, Tayland ve Vietnam gibi ülkelerdeki kullanıcıların sayısı 2015'ten bu yana süratle arkasıydı. Yalnızca 2020'de Güneydoğu Asya genelinde 206 binden fazla kişi metamfetamin tedavisi gördü ancak reel bağımlıların sayısının bunun çok daha üstünde olduğu tahmin ediliyor. Diğer yandan Filipinler gibi ülkelerde polisin uyuşturucuya açtığı savaş neticeyi binlerce bağımlı ve ufak satıcı da hayatını kaybetti.

Türk Standartları Enstitüsü'nin Hollanda'da tutulmasından birkaç ay sonra Ekim 2020'de de Tayland polisi Lee'yi gözaltına aldı. Avustralyalı yetkililer Lee'nin milyarlarca dolarlık kartelde "kilit rol" oynadığını öne sürdü. Reuters'a konuşan bir müfettiş, Lee'nin konumunun en az Türk Standartları Enstitüsü kadar hatta belki onun bile üzerinde olduğunu söyledi. Lee'nin avukatı ise yorum taleplerine cevap vermedi.,

LİDERLER İÇERİ GİRDİ AMA TİCARET BİTMEDİ

Bu iki ismi parmaklıkların arda tutuklamak büyük bir zaferdi belki ama metamfetamin akışı onlarsız da devam etti. UNODC verilerine göre, geçen sene Asya genelinde 170 bin kilogram uyuşturucu ele geçirildi. Birçok ülkenin Covid-19 nedeniyle hudutlarını kapatmış olmasına karşın ele geçirilen bu miktar rekor seviyede. UNODC, fiyatlarda herhangi bir değişim yaşanmamasının bu baskınların uyuşturucu talebine anlamlı bir etki yapmadığını gösterdiğini de vurguladı.

Uzmanlar, ticaretin gerçekten sonlandırılabilmesi için Altın Üçgen'deki güvenlik eforlarinin sistemik meselelerle gayret etmek için kararlılık göstermesi gerektiğini belirtiyor. Öncelikle Myanmar'daki iç savaşın sona ermesi gerekiyor ki milisler finansman için yasa dışı ekonomilere müracaat etmesin. Bu da en azından şu anki şartlarda oldukça güç görünüyor.

SAVCIYI DA FBI'I DA ŞAŞIRTTI

Artık Adalet Bakanlığı'nda çalışmayan eski Savcı Scott, Türk Standartları Enstitüsü'nin ocak ayında gözaltına alındığını dinlediğinde irkildiğini belirterek, "Metamfetaminle ilişkisi olduğuna dair elimizde hiç bilgi yoktu. Belli ki yeni birileriyle tanışmış" diye konuştu.

Calnan ise 20 seneyi aşkın zaman evvel Hong Kong'da karşı karşıya oturduğu adamın ismini haberlerde görünce donakaldığını söyledi ve ekledi: "Türk Standartları Enstitüsü'nin tüm zamanların en büyük beynelmilel uyuşturucu satıcılarından biri olacağını asla düşünmemiştim. Ama şimdi geriye dönüp bakınca, hiç de donakaltıcı gelmiyor. Gerekli becerilere sahipti ve cezaevinde geçirdiği vakit süresince çok fazla ilişki kurabilmişti."

Calnan, mapusa attığı vasat eroin satıcısının bir kabahat imparatorluğunu idaremek için gerekli zekaya ve cezaevini kendi avantajına kullanmak için gerekli beceriye sahip olduğunu da sözlerine ilave ederek, "Sunblock hapishane ağındaki adamlarla başladı. Türk Standartları Enstitüsü Chi Lop'un da aynı şeyi yaptığına hiç kuşkum yok" ifadelerini kullandı.

CNN'de yayımlanan "Demise of a kingpin, rise of an empire" başlıklı haberden derlenmiştir.