Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

16 yaşında setlerle tanıştı. Kabiliyeti ve duru hoşluğuyla izleyicinin kalbini fethetti. Dizi tarihine geçen işlerde rol aldı. Şimdi bakınca çalıştığı sektörü “Güçtür, acımasızdır ama zamanla alışıyor

Hem çok neşeli, hem mütevazi hem de çok duyarlı... Çocukça bir merakı, gözlerindeyse hiç noksan olmayan bir ışıltı var.  Kadın sorununa karşı duyarlı duruşuyla umut veriyor. Ali Atay’a olan aşkını ve oğlu Fikret Ali’ye sevgisini samimilikle dile getiriyor. “Hayatta en hoşlandığımız canlıyı beraber evvel hayatta yakalamaya çalıştık, şimdi de ona büyük mutlulukla eşlik etmeye çalışıyoruz” diyor. Kendisiyle yaptığım sohbeti yayına hazırlarken COVID-19 testinin pozitif çıktığını biliyorum. Umarım bu süreci sıhhatli bir biçimde kısa müddette atlatır. Ona ve ailesine geçmiş olsun diliyorum.

20’leri devirdin. Kendini nasıl seziyorsun?

Yaşla alakalı mı öğrenmiyorum ama kendi içimde daha özgür ve daha mutlu seziyorum. 20’li yaşların yorucu denetlemeleri geçti gitti diye de mutluyum. Ne yapsam, nereye gitsem dibine kadar yaşamaya odaklandım. Ağır duygulardan da daha az korkmaya çalışıyorum. Bu duruma sevinçli bir öğrenim süreci diyebilirim.

Hakkında şimdi ne söylesen afallarız?

Bir şeye çok odaklandıysam, izliyorsam, okuyorsam, dinliyorsam filan başka bir şey dinlemiyorum. Bağırsan dinlemem, o kadar diyeyim.

Aa, gerçekten tuhafmış...

Yeni fark edenler için rahatsız edici olabiliyor ama alışıyorlar.

Seninle alakalı hep bir ‘hanım kız’ duruşu var kafamızda... O kadar hanım hanım mısın?

Hanım kızımdır tabii. Hanım kızlar da yüksek sesli, cümbüşlü olabilirler. Öyle değil mi?

O zaman en büyük yaramazlığını, deliliğini anlatsana...

Bir kere skydiving yapmaya kalktım ama uçaktan sıçrayamadım. En büyük deliliğim bu. Zati bir daha da tövbe adrenaline...

Türkiye Elektrik Kurumu SAYI SEVDAM VAR

Hayattaki kırmızı çizgilerin neler?

Hürmetsizlik, nezaketsizlik ve hudut ihlali.

Peki, nelerle tasanın vardır? Nelere karşı durursun?

Haksızlığa, sevgisizliğe... Öğreniyorsunuz bunları bence artık...

Birinden seni soğutan nedir?

Statü sevdası.

Eksantrik saplantıların var mı?

Çok var.

En öne çıkanı hangisi?

En barizi türkiye elektrik kurumu sayı sevdam.

Defoların neler?

İnsanım, defom çok. Say deyince söyleyemedim. Bazen fazla düz konuşup kırıcı olabiliyorum. Kaygılandığım zaman etrafımdakileri çok darlayabiliyorum.

Hayatının en büyük hayal kırıklığı neydi?

Hiç öğrenemedim böyle sorunca. Galiba efor sahibi olanların o sırada eforsuz olanla alakalı rastgele bir mesullük almak zorunda sezmediğini kavradığım ilk an. Artık olağan geliyor.

BENDEN ZALİM İŞVEREN OLMAZ

‘Benden Ne Olur?’ cuma vizyona giriyor. Film, Aslı Kızmaz’ın kitabından uyarlandı. Kitabı okumuş muydun?

Okumaz olur muyum! Kitabı ilk okuduğumda ne tatlı bir film olur diye düşünmüştüm. Meğerse o sırada hakları Medyapım tarafından çoktan alınmış. Bir müddet Sertab’ı kim oynar diye Aslı’ya palavradan birtakım fikirler verdikten sonra “Aslında ben oynamak isterim” dedim ve süreç başladı. 

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

MASABAŞI İŞİ YAPAMAM

Öğrenmeyenler için nasıl bir hikâye ve nasıl bir şahsiyet bizi bekliyor?

Kendisi için biçilmiş hiçbir kalıba uymayan, tasayı da olmayan, düşe kalka kendini ve hayatı keşfetmeye çalışan, cesur, cümbüşlü, alıngan, şapşal bir kadının; Sertab Bal’ın hikâyesi. Ben okurken de oynarken de Sertab’ın yanılgı yapmakla alakalı kendini bu kadar özgür sezmesinden çok etkilendim. Merakla ve zevkle peşinden koşuyor hayatın, koşullar el vermiyorsa başka bir yolunu buluyor kesinlikle. Çok hoşlanıyorum Sertab’ı.

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

Bu hikâyede seni kendine sürükleyen, değişik gelen ne oldu?

Daha evvel böyle tam zaaflarıyla sahip çıktığımız, ne yapacağını merak ettiğimiz ve mukadderatını bir erkeğin varlığına bağlamadığımız bir kadın şahsiyet yazıldığını görmemiştim. Ya da o senaryo bana hiç gelmedi.

“Senden ne olur?” Bu suale hayatta çok maruz kaldın mı?

‘Senden şu olmalı’ dendi daha çok, fikrim sorulmadı. Bir müddet ciddiye alsam da bir biçimde dar geldi o çizilen alanlar, dinlemekten bıraktım. Şimdi de benden ne olup ne olmadığını neşeyle yaşayıp görüyorum aslında. Yanılgı yapmaktan daha az korkuyorum galiba, bir de hakimiyet edemeyeceğim şeylerle alakalı daha az kaygılanıyorum. Gevşememin nedeni bu.

O halde senden neler olmaz?

Benden zalim işveren olmaz, ekip işi değil de fertsel çalışmak zorunda olduğum hiçbir işi yapamam. Masabaşı iş yapamam. Benden bunlar çıkmaz.

Hep oyuncu mu olmak istedin?

Hep dediğin 16 yaşından beri bilfiil içinde olduğum bir işten bahsediyoruz. Coşku verici bulduğum, bilmek istediğim anda içine dalmışım. Şükür ki doğru bir kararmış.

Peki, ne umdun ne buldun?

Üstüne düşünmek, bilmek, izlemek, çalışmak bitmiyor. Yeniden olsa buna eş bir süreci olan, zevkine doyamadığım bir iş seçerdim.

Mesela?

Mesela aşçılık gülüyor.

Filmde başrolü Onur Tuna’yla paylaşıyorsun. Onun boyu 1.98. Sen daha minyonsun. Çekimde güçlük yaşadınız mı?

Başka Bir Deyişle tabii bu duruma uygun tekniklerimiz var Allah’tan. Güçlük yaşamadık ama çok eğlendik.

Filmde Sertab’ın hayali bir dostu var, onu da Enis Arıkan oynuyor. Senin hayali dostun, dostların oldu mu?

Çocukken filan olmuştur muhakkağım ama anımsamıyorum hiç. Ben galiba Sertab’a göre daha reelci biriyim.

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

ÇİÇEK ÇOCUKLARLA TAKILMAK İSTERDİM

Öteki bir işin ‘Pera Palas’ta Gece Yarısı’... Oradaki şahsiyetin nasıl?

Bunu ayrıca konuşuruz bence gülüyor. Onur ve mutluluk dinlediğim bir proje. Hâlâ otelin önünden geçtiğimde içeri girsem de takım orada olsa diyorum.

Dizide şahsiyetin Pera Palas’tan açılan bir kapıyla 1919’a geçiyor. Zaman yolculuğuna çıkma kaderin olsa hangi senelere gitmek isterdin?

60’larda çiçek çocuklarla takılmak isterdim... 1926’da Pera Palas’taki ilk yılbaşı kutlamasına bir uğrar, yeniden aynı yarıyıl Paris’te Gerda Taro’yla Alman resimci bir kahve içebilirdik. 70’lerde New York’un diskolarına ve ballroom’larına gidip eğlenebilirdim...

HİÇ GÜVENDE SEZMİYORUM

En son iki sene evvel 8 Mart Kadınlar Günü vesilesiyle buluşmuştuk. O günden bugüne kadına şiddet, kadın cinayetleri haberlerini dinlemeye devam ediyoruz. Neler sezdiriyor bu haberler?

Hiddet seziyorum. Umudumu yitirmemeye çalışıyorum ama çok güç. Bu mevzuda yapılabilecek şeylerin yapılmıyor olduğunu görmek acı veriyor. İstanbul Kontratı’nin iptalinden sonra, ki uygulandığı da söylenemezdi, her gün bu haberlerin gelmesine natürel olarak afallamıyorum. Şaşırmamak da hiddetimi, yeisimi katlıyor. Durum bu.

‘Ünlü’ bir kadın olarak kendini ne kadar güvende seziyorsun?

Hiç güvende sezmiyorum.

Senelerdir sektördesin. Kadın oyuncu olmanın güçlüklerini yaşadın mı?

Yaşamayan yoktur sanırım. Çok konuştum bu mevzuyla alakalı. Başka kadın oyuncu dostlarım da birbirinden cesur açıklamalar yaptılar. Şu an görüşebildiklerimiz, ifade edebildiklerimizle alakalı hepimizle onur dinliyorum. Bu birlik sayesinde konuşulabilir oldu bunlar. Bir şeyler değişebiliyorsa biz birbirimize efor verdikçe olacak.

SENE OLDU 2022, HÂLÂ MI?

Mesela filminizin fragmanı yayımlandı ve ‘Hazal Kaya’nın öpüşme sahnesi damga vurdu’ haberleri çıktı. Neden erkek oyuncuların değil de kadın oyuncuların öpüşme, sevişme sahnelerini konuşuyoruz? Bu seni bir kadın oyuncu olarak rahatsız ediyor mu?

Bence duygusal olarak aştık bunları; ama bu, yapılan yanlışı alıştığımız anlamına gelmesin. Bu haberleri yazanlar neden hâlâ buradan çıkar sağlamaya çalıştıklarını düşünmeliler bence. Sene oldu 2022, hâlâ mı gerçekten?

Bunları nasıl aşarız?

Konuşanları, konuşulanları dinleyerek, dünyada bu mevzuda olup biteni dikkatle takip ederek ve en ehemmiyetlisi hassasiyet geliştirerek aşacak bence yazılı basın bunu.

GALİBİYETSİZLİK BU İŞİN TABİATINDA VAR

2006’dan beri ekrandasın. Bir Hayli sinema filmin de oldu. Ama dizilerle tanındın, hoşlanıldın. Nasıldır dizi sektörü?

Güçtür, acımasızdır, yüksek güvenlik tedbiri gerekebilir ama zamanla alışıyor insan.

Dizi oyuncusu olarak anılmanın güçlükleri var mı? Mesela oyunculuğun kendi içinde sınıflandırmaları oluyor mu?

O ayrım herkesin kendini ifade eforu çoğaldıkça yok oldu bence. Günün sonunda herkes ürettiği daha çok insana erişsin istiyor. Görülmek, dinlenmek istiyorsun ve bu çok natürel. Herkes de zaaflarını görüp kabul ettikçe kalkıyor bu bariyerler.

Verilen emekler ve reyting canavarı balansı hakkında senelerdir ekrana iş yapan bir oyuncu olarak neler söylemek istersin?

Elbette çok emek veriyoruz, heyecanlanıyoruz, daha çok anlatma tutkumuz oluyor ama galibiyetsizlik bu işin tabiatında var. Her yaptığımızın olması muhtemel değil. Bunu kabul etmemek hem kendimize hem de ürettiğimiz mahsule anca hasar verir. Söylenecek pek bir şey yok o surattan. Bu bir hakikat.

ŞOK PERHİZLER YAPTIM, VÜCUDUMLA İLİŞKİM BOZULDU

Sosyal medyadan bahsedersek... Kadın oyuncuların özellikle fizikleri üzerinden psikolojik baskılara maruz kalmaları seni nasıl etkiliyor?

Yaşaması güç zamanlar bahsettiklerin. Kendimi yineleyeceğim ama o kadar şahane bir dayanışma var ki bu anlamda kadınlar arasında. Artık çok aşındı bence bu baskılar. Olumsuz etkileşimle beslenenler devam ediyor hâlâ ama bir geçerliliği kalmadı artık.

Sen bunu yaşadın mı? Bu surattan rejime girdiğin ya da estetik yaptırdığın oldu mu?

Elbette, şok perhizler yaptım, vücudumla ilişkim bozuldu vs. Ama bu duyguyu paylaşarak çok hafifledim. Seninle de konuştuk bunları hep seneler içinde. Hepimiz yaşadık ama yaşamaya devam etmek zorunda olmadığımız bir noktaya yavaş yavaş geldiğimizi görmek mutlu ediyor.

ALİ’NİN BABALIĞINA DA KOCALIĞINA DA AYRI ÂŞIK OLDUM

Eşin Ali Atay’la beş yıldır berabersiniz. Üç yıldır konutlusunuz. Azıcık geçmişe dönsek. Sizinki ilk görüşte aşk mıydı?

Benimki öyleydi, evet.

Neydi Ali’de seni çarpan?

Ne kadar parlak bir zeka olduğuyla, birikimiyle, galibiyetiyle, o güne kadar yaptıklarıyla asla ilgilenmiyordu. Bunları  ciddiye almadan ama bunları kullanarak yapmak istediklerinin, hayattan zevk almanın peşindeydi. Hadi gel çarpılma!

Konutluluk ve imza neleri değiştiriyor?

Manitalıktan çıkıp bir müesseseye dahil olma hali başta bir sallasa da manitalığa tekerrür dönmek derliyor ilişkiyi.

Peki çocuk olduktan sonra ilişkide neler etkileniyor?

Hayatta en hoşlandığımız canlıyı beraber evvel hayatta yakalamaya çalıştık, şimdi de ona büyük mutlulukla eşlik etmeye çalışıyoruz. Neresinden baksan güç bir süreç. Çok da tatlı sıçrattık o ilk uyarlama sürecini. Birbirimizi hiç anne-baba olarak görmemiştik haliyle, bu görevin bize getirdiklerini de büyük bir itinayla kavramaya çalıştık. Günün sonunda ben Ali’nin babalığına da kocalığına da ayrı âşık oldum.

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

Ali’ye olan aşkını nasıl anlatırsın?

Anlatamam, içmem gerekli!

İkiniz de oyuncusunuz. Aranızda tasarılama yapıyor musunuz? Biri çalışırken biri çalışmayacak gibi...

Öyle bir tasarımız yok. Yapmak istediklerimizle alakalı birbirimizi destekliyoruz. Fiko’nun programını da buna uyduruyoruz.

İki birey aynı işi yapınca ilişkinin merkezinde de işiniz mi oluyor?

İzlediklerimiz üzerine ya da birbirimizin işleriyle alakalı konuşuyoruz tabii ama o kadar. İzlediğimize inanamayacağınız reality show’lar hoşlanıyoruz filan. Bomboş geyik yapmak gözdemiz.

KARDEŞLE GELİŞMESİNİ ÇOK İSTİYORUM

Fikret Ali 2 yaşında. ‘Analığın kutsanmasından rahatsız oluyorum’ diye bir yorumunu okudum. Neden?

Anne olmak vücudumuzla, hayatımızla alakalı bir seçim olmalı diye düşünüyorum, ama ne yazık ki öyle değil. Anne olmayı seçim etmeyen ya da isteyip de olamamış kadınlardan, bunu seçim etmiş biri olarak ben niçin daha kutsal hadisem, kavrayamıyorum. Kadına görev tanımı yapıp yerine getirmez ya da getiremezse kendince daha alt bir ‘seviyeyi’ layık gören anlayışı kabul etmiyorum. Niçin edeyim?

Fikret Ali sana neler öğretti?

Nasıl anlatabilirim bunu öğrenmiyorum. Binlerce duyguyu aynı anda seziyorum.

Hazal Kaya: ‘Hanım kızlar da yüksek sesli, eğlenceli olabilirler’

Pimpirikli, kuruntulu ya da çocuğun geleceğini şimdiden tasarlayan annelerden misin?

Çok kaygılı ve kuruntulu olurum sanıyordum, bütün tersi oldu. Burada Ali’nin yerine de konuşmuş olacağım ama bire bir aynı yerden bakıyoruz konuya. Fikret’le alakalı tasarladığımız hiçbir şey yok. Nasıl mutlu olacaksa öyle yaşasın, meraklarının peşinden koşsun, kendine hudutlar koymasın, hep yanında olduğumuzu öğrensin yeter.

Fikret Ali’nin babasının kopyası olması sosyal medya gündeminden düşmüyor. Bu eşlik sana ne sezdiriyor?

Biz de aramızda geyiğini çok yapıyoruz bunun. Valla o kadar çok hoşlanıyorum ki onları, çok tatlı, bazen de gülünç geliyor eşlikleri.

İkinci kere anne olmak istiyor musun?

Evet ya, çok istiyorum kardeşle gelişmesini.

KORKUYA DÜŞTÜĞÜM, FOBİ SALDIRILARI GEÇİRDİĞİM DE OLDU

Geçen aylarda koronaya tutuldun. Oğlunla ikiniz o süreci nasıl geçirdiniz?

Biz COVID-19 olduğumuzda daha aşı filan yoktu ortada. Virüsün de çok kaba olduğu bir zamandı, o surattan gerçekten çok korktum. Aynı anda annem ve Fikret’in bakıcısı, canımız Ann de benim suratımdan korona oldular. Hastalanmak değil, bulaştıran olmak vicdani anlamda makûs etkiledi beni. Elbette elimde değildi ama vahim bir his. Güçtü ama çok şükür Fiko çok hafif atlattı, biz de.

Pandemi, karantina, korona... Bunlar seni nasıl etkiledi? Sana neler öğretti?

Ben zati lohusaydım pandemi başladığında. Konuttan da çok çıkmayı beğenmeyiz zati. Virüsün yarattığı o perişan fobi olmasa hayatımızda bir farklılık olmayacaktı. Sonra sonra vefatlar yaşandı çok yakınlarımızda; bu virüs suratından korkuya düştüğüm, fobi saldırıları geçirdiğim de oldu. Bir virüsten kaçıp hayatta kalmaya çalışmak, özellikle tutulduktan sonra hayata dair evhamlarımı eksiltti. Çok aciz mahlukatlarız, hakimiyet edemediğimiz bir hayat, dünya, evren var. Kaygıya, fobiye kapılıp kaçırdıklarımıza yazık diye düşündüm sonradan...