Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar | 13 şehir efsanesi için uzmanlar ne diyor?

Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar | 13 şehir efsanesi için uzmanlar ne diyor?

Bir bilginin popüler olması ve çok paylaşılması onun doğru olduğu anlamına gelmiyor. Kanser hakkında kesintisiz konuşulan şehir efsaneleri de hastaları vefata kadar çekebiliyor. İşte kanser hakkındaki

Yakın zamanda kanser teşhisi konan veya hastalığa tutulmaktan çok korkan biri için dünya, özellikle sosyal medya ondan nasıl sakınılacağı, nasıl rehabilitasyon edileceği ve bu mevzuda neyin korkulacağı mevzusunda bilimsel olarak yanlış bilgilerle dolu. Yeniden de bir hayli uzmanı hayal kırıklığına uğratan bu mitler, reddedilmesine karşın çekici olmaya devam ediyor. Bu inanışlar hastaların kanser teşhisiyle başa çıkmalarına dayanakçı olmadıkları gibi, rehabilitasyonlarını da tehlikeye atıyor.

Onkoloji uzmanı Rachel Buchsbaum, “Bir şey duyguları tetiklediğinde, anlam yürütmek güç olabilir. Kanser de daha evvel hiç yaşamamış insanlar ve aileler için oldukça korkutucu” diyor. "Bugünün rehabilitasyonlarının ve teknolojilerinin daha öncekisinden çok daha iyi olduğu iletisini vermek güç. Kanser fobisi hâlâ o kadar yaygın ki, çoğu zaman bu duyguyla takılmaya devam ediyorlar.”

Araştırmalar, son senelerde kanser vefat oranlarındaki sürekli düşüşlere karşın, çoğu bireyin kanseri hala bir vefat cezası olarak idrak ettiğini gösteriyor. Uzmanlara göre, bu yalnızca yanlış değil, aynı zamanda erken teşhis ve rehabilitasyondan bırakmaya yol açarsa riskli bir likeni.

Uzmanlar, kanserle alakalı pek çok popüler ancak yanlış varsayımın afaki kaygılara neden olduğunu, bazen insanları egzersiz yapmak, sigarayı vazgeçmek veya güneşten sakınmak gibi yerleşik temkine tavırlarını göz arkasını etmeye iterek, ussuzca rehabilitasyon kararlarına yol açabileceğini söylüyor.

İşte hastalıkla alakalı en yaygın şehir efsaneleri ve kanser uzmanlarının ilettiği 'doğrular'...

Kanser her zaman ölümcüldür

Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Metheden, bu inanışın yanlış olduğunu söyleyerek, “Kanserin ölümcül olup olmadığı, hastalığın hangi aşamasında tespit edildiğine göre değişir. Kanser erken tanı konulup rehabilitasyon edildiğinde bütün iyileşme sağlanabilir” ifadelerini kullanıyor.

Onkoloji uzmanı Karthik Giridhar, “Onlarca sene evvel, vefat oranları daha yüksek olduğu, araştırma ve rehabilitasyonlar bugünkü kadar gelişmiş olmadığı için insanlar böyle seziyor” diyor. “Artık temkine, erken teşhis ve operasyon rehabilitasyonlarımız var. İnsanların büyük çoğunluğu daha uzun zaman hayatta kalıyor ve daha iyi, daha üretken hayatlar yaşıyor.”

Kanser bir kere bedene girince her zaman geri kazanç

Işınım Onkolojisi uzmanı Prof. Dr. Gökhan Özyiğit, özellikle erken aşamalarda tanı konulan çoğu kanser cinsinde rehabilitasyonlarla bir daha tekerrür olmayacak biçimde bütün şifa sağlanabildiğini söyleyerek, “Kanserde durumu ön göreöğrenmek için hastanın tanı anında çok detaylı olarak değerlendirilmesi gerekir. Buna karşın elimizde kanserin iyileşme vaziyetini yüzde 100 varsayım etmemizi sağlayan bir metot bulunmuyor. Yapılan muayeneler neticesinde ileri düzeylerde olduğu tespit etilen kanserlerde tekrarlama tehlikeyi daha fazla. Ancak erken düzeylerde tutulsa dahi daha düşük ihtimalle de olsa kanserin geri gelmesi de mevzubahisi olabilir.”

Metheden ise, “Kanserin tekerrürü hastalığın tipine ve yaygınlığına göre değişir. İleri safha hastalıklarda tekerrür tehlikeyi daha fazla olmakla birlikte, ilk 2-3 sene sonra tekerrür tehlikeyi aşikar eksilir. Hastalıksız 5 sene geçtiğinde çoğunlukla bütün iyileşmeden bahsetmek mümkün” diyor.

Kanser her zaman genetiktir

Nangia, "Bazı kanserler ailelerde ortaya çıkabilir ve onları çok daha yüksek tehlike altına sokabilir. Ancak reel şu ki kanser, bireyin hayatı süresince rastgele bir zamanda ortaya çıkabilir" diyor. “Kansere tutulan çoğu insanın aile hikayesi yok. Bununla beraber, BRCA1 ve BRCA2 gibi meme ve yumurtalık kanseri tehlikesini artıran kalıtsal kanser belirtiyi genlerine sahip aileleri tanımlamak ehemmiyetli. Böylece aile aboneleri daha yakından taranabilir ve muhtemel önleyici rehabilitasyonlara sahip olabilir.”

Özyiğit ise birinci derece yakınlarında meme kanseri ve prostat kanseri olan fertlerin dikkatli olması gerektiğinin altını çizerek, “Öte yandan bu gidişat salt kanser olacakları mantığına elbette gelmez. Ancak aile hikayesi pozitif olan fertlerde tarama programlarına erken başlanılması ve bu şahısların kansere neden olduğu öğrenilen makûs alışkanlıklardan uzak kalmaları önerilir” açıklamalarında bulunuyor.

Her şey kansere neden olur, o zaman neden kendimi korumaya çalışmakla uğraşayım?

Özyiğit, her şeyin kansere neden olmayacağını belirtip, ‘neden kendimi koruyayım?’ yaklaşımının hayatla kumar oynamak olduğunu söyleyerek, “Zira kanserlerin en az yüzde 30'u önlenebilir.  Dünya genelinde kanserlerin en az üçte birinin tütün mahsulleri, içki, obezite, makûs beslenme alışkanlıkları ve bazı virüslerden kaynaklandığı varsayım ediliyor. Başka Bir Deyişle çok kolay bazı tedbirler ile sık görülen bir hayli kanser cinsine tutulma tehlikenizi eksiltmeniz mümkün” diyor.

Kemoterapinin vahim yan tesirleri olur

Nangia, "Bu netlikle doğru değil" diyor. "Destekleyici bakım ilaçları şu anda harika ve çoğu hasta çok iyi gidişatta. İlaçlarla hakimiyet edilmeyen mide bulantısı veya rehabilitasyon edilemeyen ciddi yan tesirlerin olması ise hastalarda yaygın değil”

Tıbbi Onkolog Diane Reidy-Lagunes, günümüzde hastaların bulantı ve kusma gibi yan tesirleri önlemek için kemoterapiden evvel ilaç alabileceklerini söylüyor. “En yaygın yan tesir, zamanla biriken bitkinlik” diyor. "Bazı uzmanlar rehabilitasyonu bir dövüşe benzetiyor. İlk yere düştüğünüzde, hemen geri zıplarsınız. İkinci veya üçüncüden sonra, yeniden de süratle kalkarsınız. Beşinci ya da altıncı vuruşa eriştiğinizde, daha yavaş kalkıyorsunuz ama yeniden de kalkıyorsunuz."

Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar | 13 şehir efsanesi için uzmanlar ne diyor

Kanser olduğunu öğrenmeden yaşamak, öğrenip yaşamaktan daha iyi

Özyiğit bu düşünce stilini, her gece aynı yorganın altında zehirli bir yılanla yatmaya benzeterek,” Şayet kanseriniz varsa, bunun erkenden tanınması çoğu kanser cinsinde hayat kurtarıcıdır.  Boşuna 'Kanserden korkma, geç kalmaktan kork!’ demiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Şeker yemek kanserin gelişmesine neden olur

Şekerin kanseri beslediğinin kanıtlanmamış bir bilgi olduğunu söyleyen Özyiğit, “Kanserli hücreler elbette enerji için şekere gereksinim dinler. Ama şekerin yanı gizeme yağa ve proteine de gereksinimi olur. Özellikle yetişkinlerde fazla karbonhidrat tüketimi obeziteyi çoğaldırır. Obezitenin de kansere yol açan etkenlerden biri olduğunu öğreniyoruz. Ama bu şekerin kanseri beslediği ve geliştirdiği mantığına gelmez” diyor.

Deodorantlar meme kanserine neden olur

Nangia, "Bu, muhtemelen bayanlardan mamografi sürüklettikleri zaman deodorant veya ter önleyici kullanmamalarının istenmesi reelinden kaynaklanan bir efsane" diyor. "Bayanlara bunun söylenmesinin sebebi, deodorantların ve ter önleyicilerin, röntgen veya mamogramda kalsiyumu taklit edebilen, mamogram neticelerini etkileyebilen alüminyum kapsaması."

Özyiğit, “Deodorantların kanser yaptığına dair elimizde net bir bilgi yok” diyor. “Bununla birlikte bu cins kozmetik mahsuller bir hayli değişik kimyevi madde kapsadığı ve kullanımı devamlılık gerektirdiği için yeniden de önlemli olmakta fayda var.”

Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar | 13 şehir efsanesi için uzmanlar ne diyor

Hamileler kanser rehabilitasyonu alamaz

Gebeliğin kanser semptomlarını maskeleyerek, daha geç tanı konulmasına neden olabildiğini ifade eden Metheden, “Özellikle bebeğin uzuvlarının gelişimini bitirdiği ilk 12 hafta geçtikten sonra çoğu kemoterapi ilacı bebeğin gelişimini negatif etkilemediğinden kullanılabilir. Fakat hamilelik sırasında uslu ilaçlar, radyoterapi ve hormon ilaçları bebeğe hasarlı olduğundan kullanılmaz” açıklamalarında bulunuyor.

Özyiğit ise hamile olduğu öğrenilen kanser hastalarına radyoterapi uygulanmayacağını söyleyerek, “Şayet radyoterapi uygulanmasındaki gecikme kanserli anne açısından hayati tehlike taşıyorsa ve erken gebelik aylarında ise bir an evvel gebeliğin sonlandırılması gerekir. Şayet gebeliğin son yarıyılları mevzubahisi ise bebeğin sezaryen ile doğumu ve sonrasında da radyoterapinin uygulanması önerilir” diyor.

Sigara içmiyorum, bu surattan akciğer kanseri olmayacağım

Akciğer kanseri için tehlike etkenlerinin başında sigaranın geldiğini söyleyen Metheden, “Fakat her sigara içen kanser olmadığı gibi, hiç sigara içmeyenlerde de akciğer kanseri görülebilir. Akciğer kanserinde sigara dışında radon gazı, asbest maruziyeti, hava lekeliliği, genetik yatkınlık, radyoterapi hikayesi gibi öbür faktörler de tehlike etmeni” ifadelerini kullanıyor.

Hastalık Hakimiyet ve Temkine Merkezlerine CDC göre, akciğer kanserlerinin büyük çoğunluğunun sigara içenler arasında alana geldiği doğru olsa da öbür tütün mahsulleri ve duman maruziyeti de kansere tutulma tehlikesini artırıyor.

Nangia ise "Sigara içmeyenlerde akciğer kanserine tutulma ihtimali çok daha düşük. Ancak akciğer kanserinin yüzde 10 ila 20'si, hayatları süresince hiç sigara içmemiş veya 100'den az sigara içmemiş şahıslardadır" diyor.

Biyopsi veya operasyon kanserin yayılmasına neden olur

Kanserin doğası gereği rehabilitasyon edilmezse zati yayıldığını söyleyen Özyiğit, “Kanserin tanısı istisnai vaziyetler dışında zati biyopsi ile konulur. Öte yandan bir hayli kanser cinsinde cerrahinin hayati rolü var. Misalin, meme kanserinde cerrahi koşuldur. Kısacası kanserde uygulanması gereken bir cerrahi harekâtın yapılmaması veya geciktirilmesi hayatınıza mülk olabilir” diyor.

Milli Kanser Enstitüsü, cerrahların operasyonlar ve biyopsiler sırasında kanser hücrelerinin yayılmasını önlemek için bedenin değişik bölgeleri için ayrı cerrahi aletler kullanmak gibi özel tedbirler aldığını söylüyor.

 

Göğsünüzde bir yumru her zaman meme kanseri anlamına kazanç

Özyiğit, elbette memede bulunan bir yumrunun her zaman meme kanseri mantığına gelmediğini belirterek, “Ancak bu cins vaziyetlerde önlemli olmakta fayda var. Zira meme kanseri bayanlarda en sık görülen kanserlerden ve erken tanı ile rehabilitasyonu mümkün. Bu sebeple memenizde giderek gelişen veya daha evvel elinize gelmeyen yumru biçiminde kitleleri gecikmeden doktorunuza göstermenizi öneririz” diyor.

Kemoterapiden sonra saç yine çıkmaz

Özellikle bayanlar için kararsız edilen yan tesirlerden biri saç dökülmesi ve geri gelmeyeceği fobisi. Uzmanlar bunun azıcık zaman alabileceğini, ancak çoğu gidişatta değişik bir doku ve hatta renk olmasına karşın saçın geri döndüğünü söylüyor.

Reidy-Lagunes, "Kemoterapi, süratli gelişen hücrelere saldırarak çalışır" diyor. "Kanser hücreleri süratli gelişiyor, ancak saç hücreleri gibi öbür hücreler de öyle. Kemoterapi, saç teninizde, kaşlarınızda, kirpiklerinizde, kollarınızda, bacaklarınızda ve kasık bölgenizde kılların dökülmesine neden olabilir. Rehabilitasyonunuz sona erdiğinde ise kıllar yine uzamaya başlar. Saçların yine çıkması üç ila beş ay sürebilir.”

Metheden, her kemoterapinin saç dökülmesine neden olmadığını vurguluyor, “Saç dökülmesi geriye mutasyonlu bir yan tesir olup rehabilitasyonun bitmesinden 1-2 hafta sonra tekerrür çıkmaya başlar.”