'Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardım'

'Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardım'

Çiçeği burnunda Memleket Partisi’nin Genel Başkanı Muharrem İnce ile daha önceki albümleri karıştırdık… Bize köyde geçen çocukluğunu, lise senelerinde duvarlara yazdığı ‘solcu yazılar’ nedeniyle…

Onu yoğun seyahat temposu içinde bir pazar günü baba ocağında, Yalova’nın Elmalık Köyü’nde tutuyorum… Çiçeği burnunda Memleket Partisi’nin Genel Başkanı Muharrem İnce ile beraberiz… Parti kurma arzuhalini verdiği 17 Mayıs’tan beri yurdu dolaşıyor; şehir ve ilçe teşkilatlarını kuruyor. Geçmişe gitmeden bugünü, temaslarıyla alakalı izlenimlerini soruyorum. İnce, “Pırıltımızdan bir şey kaybetmemişiz!” diye cevaplıyor: “Ben caddeye inanırım. Bugüne kadar Erdal İnönü’yle, Murat Karayalçın’la, Altan Öymen’le, Deniz Baykal’la, Kemal Kılıçdaroğlu’yla gezdim... Tercih otobüsüne olan alakayı 30 yıldır öğreniyor ve bu miktarda galibiyetli olduğumuza inanıyorum. Bunu oya döndürüp döndüremeyeceğimizi zaman gösterecek.” Peki ‘genel başkanlık’ unvanına alışmış mı? Yoksa davulun sesi uzaktan mı güzel kazançmış? İnce, “Parti başkanlığına uzak birisi değildim. Grup başkanvekilliği yaptım, cumhurbaşkanı adayı oldum. Yeni kurulmuş olmamız bazı şeyleri eforlaştırıyor ama çok umutluyum. Çocukluğumdan beri siyasetin içinde olduğumdan başıma nelerin geleceğini öğreniyorum!” diyor ve bizi baba ocağı köyünde geçen çocukluğuna götürüyor…

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımMemleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ile Yalova’nın Elmalık Köyü’ndeki evinde buluştuk. İnce, “Bahçede 150 ortamında ağaç var. Her şey yetiştiriyoruz. Hiç kimyevi kullanmıyoruz. En büyük neşem torunumla ağaçtan meyve toplamak” diyor.

“KOCA BİR SÜRÜYÜ GÜDERDİM!”

İnce, muhacir bir ailenin çocuğu. Rizeli anne tarafı 1929’da Elmalık Köyü’ne gelmiş. Baba tarafıysa mübadil. 1924’te Selanik’deri geliyorlar. İnce, kendi tabiriyle ‘ortak bir üretim!’ olarak 1964’te evin dört çocuğundan en büyüğü olarak doğuyor. Çocukluğu 150 haneli köyün uçsuz bucaksız arazilerinde geçiyor… İnce, “Tipik bir çiftçi ailesiydik” diye başlıyor anlatmaya: “En minik çocuktan en yaşlı ferde herkes yapıma katkıda bulunurdu. Köyün en varlıklısı da en fukarayı da aynı biçimde yaşardı. Henüz altı yaşımda hayvan yayıldırmaya gittiğimi anımsıyorum. Kışın hayvanlar ot bulamadığında çok dolaşırlar, onları kaçırmamak külfetli bir iştir. Hani kimileri ‘Üç koyun güdemezler!’ diyor ya, ben çok koyun güttüm! Ayrıca üç koyun güdülmez, güdülmesi için çok koyun olması gereklidir… Bizde kalabalık sürü vardı. Gölgemiz üzerinden adımlarımızı sayarak saatin kaç olduğunu hesaplardık. Bazen yanımıza erzak alır tüm günü dışarıda geçirirdik. Akşam bohça kenarına düğümlenmiş tuzla, ekmek yemek büyük neşe olurdu…”

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımYIL 1975: "İlkokul beşinci sınıftayım. Bir dostumuzun kapsül silahıyla köydeki tüm çocuklar hatıra resmi sürükletmiştik."

“BABAM SİZİ SÖMÜRÜYOR”

Siyaseteyse daha çok minik yaşta merak sarmış... Anlatmaya devam ediyor: “Dostlarım sanatkârları ve futbolcuları, ben siyasetçileri öğrenirdim. Bu alaka 10-11 yaşlarında başlamıştı. Köy kahvesine gelen Cumhuriyet, Siyaset ve Vatan gazetelerini hocalarımın verdiği parayla ben alır getirirdim. Özellikle İlhan Selçuk’u okurdum. Hep milletvekili olmayı hayal ederdim. İlkokulu köyde okudum. Bir hocam beni imtihana sokmuş, Arifiye İlköğretmen Mektebi’nu kazanmıştım ama dedem yatılı başka şehre gitmemi istemedi… Mukadderatımızda yeniden hocalık varmış… Ortaokulu Yalova’da okudum. Minibüsle köyden gidip kazançtık. Akşam dönüşte konut işlerine takviye etmeye devam ederdik. Miniklikten itibaren hep haksızlığa başkaldıran bir stilim vardı. 14, 15 yaşımda sürücümüzün ücret ve sigortasını sorup, ‘Babam seni sömürüyor’ tasam. Natürel sonra babamdan tokat yerdim!”

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımYIL 1980: Lise ikinci sınıf talebesi.... “Bir ‘Türkiye temsil’ aktifliğinde, ben Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ydim”

“DUVARLARA YAZI YAZARDIM”

Evin aralıksız arıza yapan daha önceki traktöründen yılan aile, bu işe temelli bir çözüm olarak büyük oğullarını Sanayi İş Lisesi’nin ‘torna-tasfiye kısmına yazdırdı. Ancak işler pek tasarlandığı gibi olmayacaktı… İnce, “Lisede üç sene süresince üç dakika ders çalışmadım!” diye gülüyor. Peki ne yapardı? Cevabı: “Duvarlara yazı yazıp korsan mitinglere giderdik. En sevdiğim siyasetçi Ecevit’ti. Duvarlara ya onun ismini ya da ‘Kahrolsun faşizm!’ yazardım. Bir sefer babam tutunca iyi azar duydum. Babam fanatik Demirelciydi. Solcu olmama kızıyordu ama milletvekili adayı olunca CHP rozetini yakasına taktı… Lise senelerinde kendimizi büyüklere delil etmek için çok kitap da okurduk. Okunması en zorunlu kitap ‘Felsefenin Temel Prensipleri’ydi.” Bu arada kazara eline geçen bir kitapsa İnce’nin hayatına fen bilimini sokmuş: “Bir vapur seyahatinde kadının biri bana Oparin’in ‘Hayatın Orijini’ kitabını verdi. Ondan etkilenerek biyolojiye merak sardım. Üniversite imtihanında fen puanım yüksek gelince Uludağ Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Fizik Hocalığı Kısmı’ne girdim.” İnce, başlarda zorlansa da mektebi dört senede tamamlamış.

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımDEDEMİN MAKAM ARACINDA: "Lise ikinci sınıftayken...Dizi yamalı pantolonumla dağdan konuta odun taşırken... Bizim makam otomobilimiz neyse dedemin eşeği de oydu!"

TALEBELERİMLE AYNI YAŞTAYDIM

Mezuniyetten sonra ilk atama yeri Borçka İmam Hatip Lisesi oldu. 1986’da, üniversitede tanışıp son sınıftayken evlendiği eşi Ülkü Hanım’la Artvin’e taşındılar. İnce, üç buçuk sene süren lise hocalığı günlerini şöyle anlatıyor: “Talebelerimle neredeyse aynı yaştaydım; ben 22, onlar 18, 19... Gündüz fizik anlatırdım, sonra akşamüzeri voleybol oynardık. Gençler arasında evham şimdiki gibi yüksek değildi. Umutlar daha tazeydi. Pes etmişlik yoktu. Şimdi çocuklar yurtdışı hayalleri kuruyorlar… O yarıyıl Reşat Otman’ın 1956 basımı ‘lise üç fiziği’ kitabını kullanırdık. Bir gün derste nükleer fizik anlatırken kaptırıp kitapta olmayan maddeleri anlatmaya başlamışım. Talebeler afallayıp beni uyarmıştı. Anlattığım maddeler kitabın basımından sonra keşfedilenlerdi! Hoş bir üç buçuk seneydi ama eşimin atamayı hali hazırda çıkmamıştı ve tek ücretle konut yöneti güçtü. Memurluktan istifa ederek Yalova’ya döndüm ve dershaneciliğe başladım. Bir ortakla 1989’da ‘Bütün Dershane’yi kurduk. 2002’de milletvekili seçilene kadar devam ettim.”

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımYIL 1982 CİVARI: “Annesi Zekiye Hanım, babası Şerif Bey, kardeşleri Hüseyin, çocukluğundan beri ‘Meyruş’ dediği kız kardeşi Meryem ve bu resimde olmayan Zeynel”

“BEN HEP ÜMİTLİYDİM”

Yalova’ya dönmesinde uyum tasayı kadar içindeki siyaset isteğinin de tesiri varmış… İnce, “Çok para hayalim yoktu ama hocalıkla siyaset yapamayacağımı kavradım” diyor. Keza, memurluktan istifa eder etmez kendini siyasetin içine atmış: “1983’te SODEP kurulurken Balıkesir’de talebeydim. Parti binasına girer çıkardım. Yalova’ya dönünce SHP’ye aza oldum. Evvel ilçe idareyicisi, sonra 1999’da CHP’de şehir başkanı oldum. O zaman parti baraj altında kalmıştı. Siyasetin en güç kısmıdır şehir başkanlığı… Kazancı yoktur, cebinden para tüketirsin, kimseyi memnun edemezsin… Hele baraja takılmış partiyi yaşatmak hiç kolay iş değildir. O senelerde partiye kimse gelmezdi. Yalnızca sekreterimizin nişanlısı kazançtı!” Bu, insanda bir sıkıntı duygusu yaratır mıymış? İnce, “Ben hep ümitliydim” diye cevaplıyor: “Siyaset bir iddia ve ikna işidir. Hep iddialı olup ikna edebileceğime inandım. Sabırla… Zamanı yararlı kullanarak hem dershanede hocalık yapıyor hem de şehir başkanlığı yapıyordum.” 

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımYIL 1985: “Eşim Ülkü Hanım ile üniversitede tanıştık. Onu gördüm ve ‘Ben bu kızla evleneceğim!’ dedim. Dördüncü sınıfta konutlandık. Tanışır tanışmaz ona da ‘İleride milletvekili olacağım’ demiştim.” 

KONUTTAKİ KOLTUKTA MİLLETVEKİLİ ANDI

İnce, çocukluğunda hayalini kurduğu göreve, 2002’de CHP Yalova milletvekili olarak kavuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ye adım atmadan ilk hazırlıklar senelerce konutta yapılmış! İnce, gülerek anlatıyor: “Eşim ve oğlum Salih ilk ve en kalıcı seçmenlerim! Gençken konutta ‘Hadi bir milletvekili andı et!” derlerdi. Ben de koltuğa çıkıp “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve halkın ayrılmaz tamlığını...” diye başlardım. Bana ‘Cumhuriyet ve Atatürk’ü neden hoşlanıyorsun?’ diye sorduklarında hep söylerim; ben çobanın torunuydum ve İsmet Paşa’nın torunuyla Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında birlikte çalıştık. Cumhuriyet ikimize aynı kaderi sundu. Gerçi sonra milletvekili olunca azıcık hayal kırıklığına uğradım. Hayal kırıklıklarımdan birisi grup kararlarına uyma zorunluluğuydu. Bir değişiği de bir daha seçilme derdiydi. Bu tasa şahsiyeti bozuyor.”

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımÇEKİNMEDEN OYNARIM
Sene 1986... İnce üniversite mezuniyetinde çifte telli oynuyor… Şehir ziyaretlerinde de kimi zaman bayanlarla göbek atan, kimi zaman zeybek oynayan İnce, “Hiç çekinmem, oynarım” diyor.

“İTİRAF EDİYORUM, AYRILIK GÜÇ OLDU”

Muharrem İnce’ye en sık sorulan suallerden biri grup başkanvekilliği yaptığı, 2018 tercihlerinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu CHP’den neden parçaladığı… Bu nedenle ona tepki gösteren de çok… Tenkitlere şunu söylüyor: “Parçalamak güç oldu, itiraf ediyorum… Ama yanlışı görerek devam etmek anlamsızdı. Aralıksız CHP sorulmasına da kızmıyorum, soracaklar… Aynılaşmışız artık… Fakat İsmet Paşa parçaladı, Bülent Ecevit parçaladı… Muharrem İnce bölse bir şey olmaz. Siyaset cemiyetin meselelerini çözmek için yapılır. Rakibinize benzeyerek çözüm üretemezsiniz. 11 sene evvele göre daha geride bir CHP var. Parti içi gayret kaderi yok. Her şey soymayla yapılıyor. Konjonktürel değil ilkeli siyaset yapmak gerekli. Tek başınıza da yüzde 50’yi geçebilirsiniz. Ecevit’e insanlar yüzde 42 rey verdi, demek ki olabiliyor.” 

Siyasete 10 yaşımdan beri meraklıyım; herkes futbolcuları, ben politikacıları ezbere sayardımARTVİN’DE HOCALIK YILLARI… 
Üniversite üçüncü sınıf talebesi Muharrem İnce... “Fizik öğretmek güçtür zira sevimsiz bir derstir. Problem çözmektir. Hayat da bir problemdir; ister maddeyle enerji arasındaki olsun, ister sosyal problem… Sabır ister. Demokrasi de sabır ister. Mesela tesir-tepki ilkeyi. Cemiyet yeniliğe evvel tepki gösterir. Sonra alışınca gözetmek ister.